Aile Şirketlerinin Hayatta Kalma Mücadelesi
Türkiye'deki aile şirketlerinin en büyük sorunlarından birinin "varlıklarını sürdürebilme" olduğunu vurgulayan Güray Karacar, Ticaret Bakanlığı'nın verilerine dayanarak, Türkiye'deki işletmelerin %96'sının aile şirketi statüsünde olduğunu aktardı. TKYD'nin Milano Borsası ile birlikte gerçekleştirdiği araştırma, Türkiye'nin dikkat çekici bir durumla karşı karşıya olduğunu gösterdi: İtalya'da aile şirketlerinin ortalama ekonomik ömrü 104 yıl iken, Türkiye'de bu süre ortalama 34 yıl olarak belirlenmiştir.
Kültürel Farklılıklar ve Yazılı Kültür Eksikliği
Bu büyük farkın ana sebebinin "yazılı kültür" eksikliği olduğunu belirten Karacar, İtalya'daki şirket kurucularının değerlerini yazılı hale getirerek gelecek nesillere aktardıklarını, Türkiye'de ise yazma alışkanlığının zayıf kaldığını ifade etti.
Karacar, X, Y ve Z kuşaklarının aynı yönetim kurulu masasında karar alma sürecinin zorluklarına dikkat çekti ve bu bağlamda "Aile Anayasası"nı çözüm olarak sundu. Hissedarlar sözleşmesinin hukuki bir yapı sağladığını ancak "Neden varız?", "Gelecekte ne bırakmak istiyoruz?" gibi soruların bu anayasada yer alması gerektiğini vurguladı.
Kuşakların Gelişimi ve Aile İlişkileri
Kuşakların gelişimiyle ilgili olarak şu gözlemlerde bulundu:
- Birinci Kuşak: Tüm enerjisiyle çalışarak değer yaratmaya odaklanıyor.
- İkinci Kuşak: Kurucunun yanında, işin iç yüzünü öğrenerek yetişiyor.
- Üçüncü Kuşak: Hazır bir mirasın üzerine geldiği için ya farklı sektörlere yöneliyor ya da çalışmamayı tercih edebiliyor.
Karacar, aile üyeleri ile profesyoneller arasında kesin bir ayrım yapılmasını doğru bulmadığını, eğitimli ve deneyimli üçüncü kuşak bireylerinin aile desteği ile büyük katkılar sağlayabileceğini savundu.
TKYD'nin 180'den fazla kurumsal ve 480 bireysel üyesi aracılığıyla şirketlere rehberlik ettiğini belirten Karacar, özellikle SPK düzenlemeleri çerçevesinde halka açık şirketlere destek sağladıklarını ifade etti. Yönetim kurullarındaki önemli bir kuralın altını çizerek, "Yönetim kurulu başkanı ile CEO’nun aynı kişi olması bizim için uygun değil. Hesap soranla hesap veren arasındaki ilişkinin düzenlenmesi gerekmektedir. Bir işi kendiniz yapıyorsanız, kendinize hesap sormak zor olacaktır." şeklinde konuştu.
Halka arzın Türkiye'de bazen "şirket sıkıştı mı?" algısıyla karşılandığını belirten Karacar, Avrupa'da ise halka açılmanın prestij olarak görüldüğünü ifade etti. Zorlu ekonomik koşullar altında gelecekte halka arzların artacağını öngördüğünü ekledi.
Son olarak, uluslararası kredi kuruluşlarının kriterlerine değinen Karacar, kurumsal yönetime uygun bir modelin eksikliğinin, kredi süreçlerine girişte en önemli engellerden biri olduğunu hatırlattı.